Sen beni hep böyle mutsuz mu sandın
Gördüğümden günden beri
neşemi yüzümden aldın
Nasıl inandım sana nasılda kandım
Beni sen hep böyle yarım yaralı bıraktın
Bitimli beni
Bitimsiz bir aşka müptela yaptın
Sen beni hep böyle mutsuz mu sandın
Gördüğümden günden beri
neşemi yüzümden aldın
Nasıl inandım sana nasılda kandım
Beni sen hep böyle yarım yaralı bıraktın
Bitimli beni
Bitimsiz bir aşka müptela yaptın
Vazgeçtiğim bir sabahtı
Uykumun senden kaçtığı
Geçti kalbimin ağrısı
Aşkın başıma bela açtı
Tövbesiz bir günahtı
Kalmamış halimin mecali
Sensizliğe uzanan bir ahhtı
Kanımı dökmeden öldürür beni
Gülüşün kurşunsuz bir silahtı
Kuşlar yüzünden düştüm
Sanki ben
Gökyüzünden
Yıkıldı içimde zaman
Hava bozdu tozduman
Kırıldı dinlediğim keman
Aşk yandı kül oldu
Mecnun yandı kul oldu
Bitmedi sana olan sevdam
"Dünyada bir tek insana inanmıştım. o kadar inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. ona kızgın değildim. ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. ama bir kere kırılmıştım. hayatta en güvendiğim insana duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi. sonra, aradan seneler geçtiği halde, nasıl hâlâ ona bağlı olduğumu gördükçe, ruhumda daha büyük bir infial duyuyordum." Sabahattin Ali “ Kürk Mantolu Madonna”
Bir yanılgı içinde
Yoruldu ruhum, yoruldu ömrüm
İki seçenek arasında
Yaşadım yaşadım durdum
Bir ışıktım karanlığa koşan
Kaç defa yanıp kaç defa söndüm
Gecenin tavan arasında
Gözlerim çocuk bakışlı hala
Gidenin ardı sıra
Kelimeler yabancı
Kelimeler uzak bana
Uzat ellerini arasıra arasıra
Payımı aldım bu sevdadan
Yarın diye bişey
Diye bişey yok
Bir boşluktayım
Kaldım ortasında
Yıldızlarım düküldü sahiden
Omuzlarım ağaç kabuğu
Taşımaktan boynunda günahını
Umudum gömülmekten topraklı
Neye uzatsam ellerimi merhametli
Kirlendi beyazı mavisi yüzümün
Koynunda nefti karanlığın
Artık bana gelme beklemeyeceğim
Beklesende gelmeyeceğim
Sana son bişey söyleyeceğim
Son bişey
Yokluğuna alışmak
Soğuk bir gecenin ayazında
Ateşin başında
dışarıda kalmak
Ve üşüyerek beklemek gelmeyecek birini
Ellerin soğuk kesiği kaskatı
Karanlıkta üstelik
Bilinmez bir şekilde ürkek
Ve heyecanına yenik titrek
Hiç geçmeyen bir özleme tahammül etmek
Gökyüzünden perde perde geçerken bulutlar
Yıldızlar yanıp yanıp sönerken
Yarım kalmış bir aşk/bir şiir kadar acınası…
Arayıpta bulamamak ne acıdır,
Yahut onu kaybedip çaresiz kalmak..
Ama en ağırı ne biliyor musun?
Sen onun yanındayken
O aslında hiç senin yanında olmamıştır
Bunu farkedince insan
Ne vakit o vakit oluyor
Ne de insan aynı insan..
Aradan bir aşk yılı geçmiş
Tüm dertler iliklenip kanatlara dikilmiş
Ve gözlere pembe bir perde çekilmiş
Uçtuğunu sanırsın
Ama hep aynı yerdesindir..
Gün gelipte perde inince zavallı bir yoksunluk çöküyor gözlerinin dibine
Bütün mavilikler siyaha bürünüyor
Ve sen kirleniyorsun.
işte o zaman ne tuttuğun güvercin beyaz
Ne de soluduğun hava berrak..
Aşk girdiği kalbin şeklini alırdı her zaman
Bunu seninle öğrendim
Doyurucuydu ve sıcaktı
Seni diğerlerinden farklı kılan
Ve beni savunmasız bir kuş misali
Ölümlerden ölüme salan..
Ama güneş gidipte
Gece inince
Tarifsiz bir sızı işledi sol yanıma
Birden yok olup giden gülüşün
Dikenli bir ip dayadı boğazıma
Seni sustum,
Karanlık gecede, kör pusuda..
Ve ne yazık
Bunca yaşanmışlık ardında gördüğüm
Aşk dediğim şey
Ellerinle boğazıma geçirdiğin bir kör düğüm..
ince bir veda havası sarıyor dört yanımı
Sen umursamıyorsun..
Ölüm diyorum ölüm,
Dayandı kapıma
Bilmiyorsun..
Makyajı akıyor farkının, herkesleşiyorsun.. Özdemir Asaf
görünmez camlara mı çarptım
dalgınlığın aynasında o akşamEy Sevgili! Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi, taşıyabilir miydin acaba bendeki seni?{Şems-i Tebrizi}
Masum bir çocuk kalbiyle
Sevdim seni
Bir kelebeğin arkasından
Merakla neşeyle koşan
Bir ağacın dalındaki
Serçenin şarkısına ıslıkla eşlik eden
Gökyüzündeki güneşin ayın
Kendisini takip ettiğini sanan
Kendinden küçüklerle karşılaşınca
Ona olanca merhametiyle dokunan
Ve hayretle koşan ve duran bir çocuk
İçinde sen unutulmuş bir kalple yaşıyorum
Hevesi hiç bitmeyen
Özlemi hiç eksilmeyen
Masum bir çocuk kalbi gibi
NECİP FAZIL KISAKÜREKd
Size mahsus değil ki bu güzellik
Bizimde kelimelerimiz var üstelik
Kişi başı bir sihirli kelime yeterli
Bir aşkı bırakmak yada yıkmak için
Bir namlunun içinde bekleyen biçim
Hepsi ıska karavana kasti gerekli
Bence anlıyorsun anlıyorsun
Uygun değil mi yoksa bu oyun
Fazla mı uzadı yoksa yoksa sıkıldın mı sen
Merhaba kelime hanım
Ta ezelden ulaşır bu selam zatınıza
Çıkmam mümkün değildir bahtınızal
Gülüşünüz gülüşüme denk biliyorum
Gözlerim aşina gözlerinizin karasına
Sesiniz çözülmez bir sır bir muamma
Size kendinizle mutluluklar diliyorum
İnanın bulvarda aşkınızdan ölüyorum
Beklenmedik bir anda
Düşünce yarınsız bir aşka
Sevgilinle saklambaç oyna
Beyhude boş bir çaba
Uçtuğunu sandığın süre
Kuyunun derinliği kadar çare
Elinde kırılmış bir keskin ayna
Sığınmış kendi sesinin yankısına
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz Yahut vaktiniz olmadı.
Şu karanlık gecelerde
Işığı sönmüş evlerde
Gözleri pencerelerde
İçinde bir çocuk ağlar
Gittiğin günden beri
Ne ölüdür ne de diri
Herkesin var bir sevdiği
İçimde bir çocuk ağlar
Oturmuş bir dağ başına
Girmiş hasretin çağına
Ahsenin senin aşkına
Kabrinde bir çocuk ağlar
Başka birisi nasıl sevilir bilmiyorum
Hangi şehre gidilir yalnız başına,
Hangi şarkı dinlenir senle olmayınca.
Kimle çay içilir ?
En güzel sözlerin altı kim için çizilir
Kimin kokusu saklanır…
Hangi hayal hediye edilir,
Hangi gözle bakılır o çiçek yaprağı kirpiklerine
Nasıl anlatılır gülüşünün sesi
Adının güzelliğine hangi alfabe de rastlanır
Senin bakışın hangi şiire benzer
Kime dokunur, sarılır, uyur bu kalp
Hangi insanda rastlanır sana…
Gel de anlat…
Senden başkası nasıl sevilir ?
Bilmiyorum ben…
Uğruna ömrünü verdiğin sevgili
Sana el olmuş uzaktan seslenir
Küllenmiş yüreği gözleri nemli
Köşe başında bir soluk nefeslenir
Aşkın hesabını varmıdır bir tutan
Gidene ne oldu kalan nerde kaldı
Kimde kabahat önce kimdi unutan
Çoğaldı özlemi kimin ömrü azaldı
Asla beraber olamayacağız.
Aynı evi, aynı teni paylaşamayacağız.
Aynı masada oturmayacağız.
Hatta aynı şehirde bile oturmayacağız.
Belki bir gün son kez görüşeceğiz, ikimiz de bunun son olduğundan habersiz.
Son kez el ele gezeceğiz, belki de son kez söyleyeceğiz birbirimizi sevdiğimizi.
Yine beraber planlar yapıp, tutamayacağımız
Son sözleri vereceğiz birbirimize.
Ve elbette yollarımız yine ayrılacak bir gün.
Sonra aramıza şehirler girecek,
Hiç karşılaşmayacağız.
Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek.
Sonra da belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek NH
Gözlerin gözlerime değince
Kalbimdeki dua oldun tanrıya
Varlığın şeklinden daha derince
Ruhum nurdan ruhuna aşina
Yanyana akarken sonsuz bir karanlığa
Gözlerin şefkat yüzün saf nurdan
Dünya her canlıya malum bir coğrafya
Bir yolcuyum ayrı düşmüş ruhundan
Seni gökteki yıldızken bile tanıyorum
Hala senden yansıyan ışığı taşıyorum
Çarşı pazar karşılıklı geldiğimizde
O çocuksu içten tavrınla gülümsüyorsan
Durup köşe başında ellerin yüreğinde
Ardım sıra hüzünle bakabiliyorsan
Biz geceleri beraber uyumasakta
Yıldızlı gökyüzünün altında
Birbirimize sarılmışız demektir
Aramızda mesafe olsada olmasada
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çeçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir
Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
1965
(Bir Gün Mutlaka)
Biliyorum sana giden yollar kapalı Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni Ne kadar yakından ve arada uçurum; İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi Uyandım uyandım, hep seni düşündüm Yalnız seni, yalnız senin gözlerini Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım Ben artık adam olmam bu derde düşeli Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım Bu böyle pek de kolay değil gerçi... Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; Bunun verdiği mutluluk da az değil ki Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi: Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.