1 Ağustos 2012 Çarşamba

Şair Nabi "Görmüşüz"

1-Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz
Biz neşatın da gamın da rüzgârın görmüşüz
Biz bu dünya bahçesinin hem son baharını hem ilkbaharını görmüşüz, biz sevincin çağını da zamanını da görmüşüz

2-Çok da mağrur olma meyhaneyi ikbalde
Biz hezaran mest-i mağrurun humarın görmüşüz
İkbal meyhanesinde (yüksek mevkiler insanı sarhoş eden bir mevkiye benzetiliyor) fazla gururlanma biz binlerce mağrur sarhoşun ayıldıktan sonra ki halini de görmüşüz

3-Top ah-ı inkisara pay-dar olmaz yine
Kişver-i cahın nice sengin hisarın görmüşüz
Biz yüksek mevki ikbal ülkesinin nice taştan sağlam yapılmış kalesini gördük bunların hiçbiri inkisar ahlarının topu karşısında dayanıp ayakta kalamadı

4-Bir huruşiyle eder bin hane-i ikbal-i pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisarın görmüşüz
Bir coşmasıyla binlerce ikbal evini yerle bir eder biz dert sahiplarinin inkisar gözyaşlarının selini de görmüşüz

5-Bir hadeng-i can-güdaz-ı ahdır sermayesi
Biz bu mayhanenin nice çabuk süvarın görmüşüz
Biz bu eydanın nice mahir binicilerini gördük ki can eriten bir ah okuna mal olmuştur. (bir ah okuyla yere düşmüştür.

6-Bir gün eyler dest- beste pay-gahı cay-gah
Bi- aded mağrur-ı sadr-ı itibarın görmüşüz
Biz başköşede itibarla oturup caka satanların nicesini gördük ki bir gün pabuçlukta el bağlayıp durmuşlardır.( uşak durumuna düşmüşlerdir.

7-Kâse-i deryuzede tebdil olur cam-ı murad
Biz bu bezmin Nabiya çok bade-harın görmüşüz
Ey Nabi! Biz bu içki meclisinin nice şarap içenlerini görmüşüzdür ki murat içdikleri kadeh dilenci çanağına dönmüştür.
  

 

27 Temmuz 2012 Cuma

Roya neama

bir blogda rastladım. ne kadar içten ve samimi olursa o kadar güzel oluyor işte...

26 Temmuz 2012 Perşembe

Şair Baki

N’olakim nefy-i ebed azm-i bülend olunsa ey Bâkî,
Bilesin ki cihân mülkü değil Süleymân’a bâkî,
Şâhâ azminde isbât-ı tehevvür eyledin ammâ,
Buna fânî dünyâ derler; ne sen bâkî, ne ben bâkî!

Son Akşam Yemeği

       İsa’nın çarmıha gerilmeden önce havarileriyle beraber son akşam yemeğinde “içinizden biri bana ihanet edecek” dediği sahneyi betimletmek isteyen kilise Rönesans dönemi sanatkârı olan Leonardo Da Vinci ile anlaşır. Da Vinci İsa’nın yüzündeki nuru, aydınlığı ve inancı temsilen bir çehre aramaya başlar. Çok geçmeden aradığı o nurani simayı bulmuş ve atölyesine davet etmiştir. Modellik yapmayı kabul eden müzisyen genç son akşam yemeğinde İsa’nın yüzü olarak betimlenmiştir. Sıra İsa’ya ihanet edecek olan Yehuda’nın çehresindeki kötülüğün temsili için model aramaya geldiğinde Da Vinci kendisinde dehşet uyandıracak bir sima arar. Aradan uzunca bir süre geçmesine rağmen bu sima ile henüz karşılaşmamıştır. Kilise ise siparişin bir an evvel bitirilmesini ve sergilenmesini talep etmektedir. Da Vinci sokakta rastladığı bir dilenciye para vermek için eğildiğinde karşılaştığı simanın etkisiyle hızla yukarı doğru ürperti ve dehşetle kalkmaya çalıştığı anda kötülüğün çehresine baktığını düşünerek ona modellik ve bol ücret teklifinde bulunur. Dilenci kabul eder ve atölyede çalışmaya başladıklarında resme bakan dilenci ben daha önce bu resmi görmüştüm, bakın işte şuradaki kişi benim der. Ve böylece resim tamamlanır. “iyinin ve kötünün yüzü aynıdır. Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır.”

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Kapılar

saçlarını tararsın aynada
kimbilir ne içindir
perdeler hafif aralık bırakılmış,
huzursuz rüzgar içindir
beni bu mevsimde bekleme
sancısı tutmuş çocuklar içindir
kapılardan çekip gidişim...