Bir güz akşamı şehir parkında ilk kez ellerimi tutmuştu, hiç bırakmayacak gibi… içim ürperdi. ve ben ona tutundum. Gözlerinde, gönlüm gelgitlerden durulmuş koca bir derya deniz… fırtına sonrası her şey yerini değiştirmiş sanki her şey anlamını yitirmiş ve ben onu bulunca kendimi arıyordum.
Onun dünyasında kaldım günlerce, ve böyle devam etti hoyrat bir rüzgar gibi esmeye. telaşım hiç bitmedi alıştım içimdeki fırtınaya. tan ağarırken kopardığım cümleler dudaklarımda koşarak gittim hep yanına. Ve akşam olunca omzumda bir cenaze taşıyarak döndüm evime. Her sabah ve her akşam. Eğer varlık bir zerre ise; geri kalan her şey boşluktan ibaretse; hakikati yoklukta ara.
Olmadı. Tesir etmedi her ne dedimse, yazdığım şiirler eksik anlattı onu ve ben kendimi budadım hiç yeşilim kalmadı. öyle çorak bir toprak gibi verimsiz, kum taneleri gibi darmadağın… yaralandım. Sarılsın yaram diye kovaladım umudu ve kanadı yüreğim.
Her baharın coşkusunda zincire vurulmuş duygular kurban ettim güneşin rabbine, duysun sesimi ve azad etsin benliğimi diye. Kaç gece huzurdan kovuldum ve hiç aldırmadan geriye döndüm. eğer sevmemiş olsaydım sadece kainatın heybetinden secde ederdim.
Bayram günleri çocukların tatlı telaşında kıyısında dolaştım sevdiğim bahçelerin. Açıldı gökyüzü bir gül gibi güzellikler içinde sundu tüm meyvelerini. Kopardım. karanlık zindana süzülen ışık huzmesi gibi aydınlandı dünyam. Ne olur bırakma ellerimi… Sapan taşı ile hiç kuş vurmadan büyüdüm. Hep çocuk kaldı bu yüzden bir yanım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder