1 Ekim 2012 Pazartesi

Cemal Süreya "Yırtılan İpek Sesiyle"


Sen bir çocuksun, annen sinirden bir de sevinçten doğurdu seni

yırtılan ipek sesiyle;

Bir çocuksun sen, bedeviler gibi ezberindeki şiirlerle bulmak
zorundasın çölde yitirdiğin yolu; yeryüzü şenliğinin azımsanamaz
bir parçasıdır yaktığın ateş, kıvrıldığın dönemeç, açtığın şemsiye,
kucakladığın yaşlı ağaç; iyi bir çocuksun; tuhaf çocuksun; ağzını
burnunu tıkasalar gözlerinle soluk alırsın; gözlerini bağlamaya
kalksalar el ve ayak tırnaklarınla; kalsiyum ve kalker destekler
seni, yeraltı suları destekler seni

yırtılan ipek sesiyle;

Bütün evler boşaltılmış, herkes dışarı dökülmüş; taşıtlar adam
almıyor, sinemalar tıklım tıklım, sokaklarda insan başlarından
bir nehir; meydanlarda insani tabaka görülmemiş bir çiçeğin
taçyaprakları gibi

yırtılan ipek sesiyle;

Sen ve seninkiler ovalarda değil, denizlerde değil, durgun ve
çalkantısız ve bulanık ve ılık göllerin dibinde büyüdünüz, sıkış
sıkış, en yalın, en ilkel, birbirinizi yiyerek. Arada sırada
güvercin kanadı bir aydınlıkla taranıyordu bakışlarınız, o kadar.
Bu yüzden seni başarı hanesine yazmıştır mavi oksijen; desteklemiştir
seni

yırtılan ipek sesiyle;

şimdi hınçla ve karışık dülüncelerle üflenmiş camdan burkulmuş
altın halini görüyorsun güneşin

yırtılan ipek sesiyle;

bir arkadaşın vardı ki
neşeliydi el ilanları kadar
ve gözlerinde küçük bir çayır sesi;

biri de vardı ki
on yıl kadar önce Yenikapı'dan
kesilmiş odun yığınları arasından geçerken
ne gelirse söylerdi ağzına
her şeyi öperdi;

hep alçak sesle konuşan
biri de vardı ki
kederini soylu kılmak için
yüreğindeki kurşun yarasına
aşktandır derdi

yırtılan ipek sesiyle;

Biri de vardı ki
operetlerde harcadı seni

Yeraltı suları bir sebzelikten geçer gibi tatla geçiyor cesetler
arasından; alaca bir çabayla maden damarları arasından; boğazlanmış
hazine şehirlerinden;akasyaların, başı-bağlı söğütlerin, telaşlı
katırtırnakların, mis keçilerinin, ağırlıklı merinosların altından.
Serinliğim duyurmayın anama. Hep "ateş,tutuş, yan" diye bildi bizi;
karışmasın aklı fikri. "Diyordu peder"

yırtılan ipek sesiyle;

ve şehir. Ve Galata Kulesi (1514 yılında Bizanslılar zamanında
şapkası uçmuştu, 1967'de Türkler tarafından sünnet edildi), binalarını
çevresinde toplamış, yaklaşmakta olan bir fırtınaya rahatça göğüs
germenin yollarını arıyor, görüşmeler yapıyor: kavminin başında,
ve en önde, Cehennemin kapısını çalmaya hazırlanan Firavun gibi

yırtılan ipek sesiyle;

evet, işte tıpkı öyle,
Zurayk destekler seni

Evet sevgilim, vücutlarımızın arasında binbir titizlikle kurduğumuz
berzah, coğrafya anlamından taşmakta ve mimari bir olanak halinde
uzanmakta şimdi

yarının çocuklarına,

yırtılan ipek sesiyle

28 Eylül 2012 Cuma

"Zeynettin Maraş" ve Muhatabı

Adımız belli, sanımız belli
Dinimiz belli, imanımız belli
İnsanları sevmek suçumuz olsun...

Tasarruf

Hayat ömrümüzden harcayıp kendimize yatırım yaptığımız bir tasarruftur aslında bazıları ömrünü harcar sonsuz bir hayatın sigortası hükmünde bazıları ise ecel kapıyı çalmadan kendisine sunulan armağanı. Dünya denilen şu koca geminin içinde ne çok kaygı umut çile ve düşünce yeşerir ve mevsimsizdir. İnsan zamanı tutmaya çalıştığından beridir devam eder bu kovalamaca. Ve her şey artık zamanın bir esiri ve tasarrufu olmuştur. Zarif bir fidan tomurcuğa durduğunda ansızın gelen rüzgarda kırılmıştır, yeşeren tabiat kristal bir örtü altında bir zaman sonra. İnsan yaşadığı şu alemde kendisine verilen zaman kadar tasarruf sahibi bir varlıktır. Yaratıcının kanunlarını değiştirmeye gücü yeter mi bilemem ama çevresindeki koşulları değiştirdiğine her gün şahit oluyoruz. Ve bu değişim aklın sınırlarıyla eşdeğer bir hudutta devam ediyor. Çizginin öbür tarafında ne olduğu bilinmediğine göre değişim için bir ölçüt değeri yoktur. İnsan anne karnında olduğu gibi hayatın değişik bir formu olan bu dünyada da halden hale geçer. Bu değişim fiziksel, kimyasal ve zihinseldir. Her bir değişim süreci yapılan tasarrufların doğal neticesidir. İnsanın bilmediklerini öğrenene kadar geçirdiği süre bir nevi zamanın tahakkümü altına girmiş ve taşıdığı değeri yitirmiştir. Ve insan öğrendikleri ile yaşamaya başlayacağı anda zaman çoktan seni bırakıp gitmiştir. Aksi bir durum vardır ki bu kendi öz benliğin dahil her şeyle savaş halidir. Ve bu durum insanı tasarruf sahibi yapan tek unsurdur. Hayatın değil yaşamın gerçek değeridir.

Kelime Hanım'a

Bir oyun değil bu; bir film ise hiç değil hele bir fotoğraf karesi asla olamaz. kadrajın dışında gerçek bir yangın bu, külleri gözümü kör etmiş, itirafda değil başlangıcından itibaren biliyorsun zaten. seni üzmek için değil kendimi kurtarmak için yazıyorum açıkçası. bütün amacım ve gayem bundan ibaret. sakın aklına başka bir şey gelmesin. seni bu yangından uzak tutabilmek için yada bedelini ödemek için kaç gönül yıkıldı, küçük kalpler kırıldı bir bilsen. geç kalmış cümleler bende biliyorum kelime hanım, yazılan her satırın insanın hayal gücünü harekete geçirmek gibi bir etkisi vardır. sakın aklına fazlasını getirme. Bir öykü değil bu yaşanmış gerçek bir yangın… sen hiç yangından değerli eşyalarını kurtarmak için çırpınan ve çırpındıkça onları kurtarıp kendi yanan bir adam gördün mü? Küçük bir kız çocuğu sizin sevdiğiniz keklerden yaptı mı? Ya küçük bir erkek çocuğu size elindeki mandalinanın yarısını kabuğunu soymadan uzattı mı? Ya da siz hiç ahzap 37’nin azabını tattınız mı? Kalbinizin yarısını bölüp birine uzattınız mı? Yıkılan birini ayağa kaldırmak için kendinizi hiç yıktınız mı? Ne çok şey birikmiş içimde “dolu kadehi ters tut hiç dökme” demek olur mu? Çocukluktan kalma bir yara izim var yüzümde ne zaman çocuklaşsam bir salıncak gibi seğirtir durur yüzümde.

24 Eylül 2012 Pazartesi

Eylül'e...

Ahh bu eylül geceleri
parça parça hüzünlerle gelen bulutlar
radyoda ayrılık söyleyen şarkılar
cama vuran yağmur damlası
dalından telaşla düşen yaprak
soğuk ıslığına alev yalımı takmış rüzgar
ürperti ile uçuşan kuşlar
parklardan evlere koşuşan çocuklar
ayrılık kararı almış aşklar
işte geldi mevsim sonbahar...
anlam veremem
eylül ile yüzyüze gelince
içimin neden bu kadar çok yandığına....