3 Haziran 2012 Pazar

Meryem Ana ve İsa



Rönesans dönemi sanatkârı olan Michelangelo ilk ve en ünlü eseri olan çocuk Kral Davut heykelini yaptığında henüz 26 yaşındadır. Bu büyük ustanın en önemli özelliği insana ait olan birçok duyguyu mermer bir çehreye nakşedebilmesidir. Tur-u Sina’dan dönen ve kavmini eski töreleri üzere görmesi sonucu dehşete kapılan Musa’nın heykelini yapmış ve karşısında öylece duran heykele sitem edip Konuş Ey Musa diyerek çekicini fırlatmıştır.
Hele bir Pieta’sı var ki, bir piskoposun mezarı için sipariş edilmiş eserin betimlemesinde İsa’nın çarmıha gerilmiş bedeni yere indirildikten sonra annesinin kollarında cansız yatarken...

Esere bir ikon olarak değil de “İnsan” temelinde dikkatlice bakıldığında Meryem Ana’nın “o an” oğluna duyduğu bütün duygu yoğunluğu mermer çehreden kalbimize doğru bir ırmak gibi akmaktadır.
İsa’nın yüzü net değil fakat Meryem Ana figürüne modellik yapan simayı biliyorum sanki… Bir taşın bile günümüz insanlarından daha sevgiyle/şefkatle bakabildiğini görmek gönlümü acıtıyor doğrusu… Ve ne yazık ki sanatsal kimlikler gerçeğinden daha samimi/dürüst… ah pieta… “Gözlerinin Meryem hali gerçek yurdumdur.” dizelerinin sahibi Ah Muhsin Ünlü’de, “Makyajı akıyor farkının herkesleşiyorsun” diyen Özdemir Asaf'da ve“Sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık” diyen Attila İlhan’da bu gerçeği farketmiş olmalı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder