26 Haziran 2012 Salı

Hayalperest Kadın...

Her zaman ki gibi mesai bitimine yakın son bir etrafına göz attıktan sonra masasının üzerini topladı. Yarın yapacağı işleri bir not kağıdına önem sırasına göre yazdıktan sonra kırmızı paltosunu giyindi siyah çantasını koluna taktığında kişisel internet sitesine son bir göz atıp paylaştığı görüntünün çalışıp çalışmadığına baktı. İçinden hayatındaki kişilere yine güzel bir paylaşım ile hem hayat dersi verdiğini kendi adına da ne kadar zeki ve zevkli bir hatun olduğunu düşünerek merdivenleri sadece kendine güveni tam insanlara has bir edayla inmeye başladı.

Dış kapıdan çıkarken turnike önünde bekleyen insanlara hızlıca bir göz gezdirdikten sonra kadraja giren görüntüyü kurslarda öğrendiği teknikle hafızasına kaydedip yazacağı yazılarda az önce çektiği fotoğrafı bir eskiz çalışması olarak kullanacak ve hayal gücünün tesiriyle muazzam ölçütte bir kompozisyona dönüştürecek olmanın verdiği hazzı yaşamaktaydı.

iki yanı çınarlarla kuşatılmış uzun bir yolda yetiştirdiği çiçeklere şefkatle bakan ve geçen ay evlendiği kocasına durumlarını anlatmak için heyecanlanan ev sahibesinin telaşlı adımları gibi bir hava katarak evinin yolunu tuttu.

Her zaman kullandığı yolun aksine karşı kaldırıma geçmek üzereyken yaya altgeçidine yöneldiği sırada birden karşısına çıkan ihtiyar adamın sesiyle irkildi. Neden bu kadar irkildiği hususunda hala bir fikri yoktu. Adam bir dilenci ve üstelik yaşlı iken gözlerinin bu kadar büyümesinin bir anlamı olmalıydı. Tereddüt içerisinde karşılaştığı bu olayın kendi hayatında neden bu kadar önemli olduğunu ofisten çıkmadan önce paylaştığı görüntüdeki hadiseye çok benzediğini fark ettiğinde kendisi ile paylaştığı görüntü arasındaki farkı da fark etmişti.

25 Haziran 2012 Pazartesi

Tabletler...

 
Ben adem; haddimi öğretti rabbim ve secde ile başladım ilkin, sonra isimlerin yüzlerini kazıdım kafatasımdaki kördüğümün sırrına… Kâinatın hangi galaksisinden düştüm bu sürgün coğrafyaya bilmem. Bildiğim fıtrat nakşına karşı işlediğim suçtur! Asıl faili benliğime nakşedilmiş ruh-u meçhuldür.

Eva suç ortağı yazılsa da kudret kaleminden dökülen mürekkep şahittir ki, göğüs kafesime hızla yüklenen bir kuş fark ettim ilk önce… Göğüs kafesimdeki kuşun sadece rabbinin yüz çevirmesinden korkarak “vahde-hu” nidalarıyla sabır salıncağında ötüşünü duyabiliyorum hala…

Ben-i adem zamanında, Epigrafların elinde çözülmez bir sırlı tablete dönüştüm ilkin, arkeologların elinde “öz ağzımdan kustum kafatasımı”...Çirkin bir yaratık olduğum konusunda hemfikirlerdi üstelik…

Bilgisayar destekli yüz naklini bulan o bilişimci ve toplum bilimci genç ve iyi kalpli kız, bana ilk yüz naklini yapana kadar…Sonra herkes kendi maskesini denemeye karar verdi benim kafatasımda…
Elbette herkes terk edip gidecek bir gün, yıldızlar bir bir dökülmeye başladığında, gecenin ve gündüzün rengi karıştığında ben şahadet ederim ki şah damarımdan daha yakınımdadır rabbim kıyam vakti yaklaştığında ve her daim göğüs kafesimdeki kuşun “vahde-hu” nidalarıyla sabır örsüne sabırsızca vurduğunu duyabiliyorum hala… ben adem yani insan, her tabiat olayına hazırladım kendimi bu yüzden…

Ahh çocuklar...

Ne çocuklar büyüttük biz
onlar büyüdükçe, küçüldük biz...

18 Haziran 2012 Pazartesi

Büyüttüm seni...

Oysa küçücük bir çocuktun sen
Nasıl büyüdün bu kadar içimde...

16 Haziran 2012 Cumartesi

Emanet...

Kilometrelerce yordun gözlerimi,
Kalbim nasıl iyi bakıyor musun O'na?..

13 Haziran 2012 Çarşamba

Farklı Sevgili...

Ne umut ettimse, kaldı içimde..
Söyle sevgili;
Seninde ateşler yanıyor mu içinde?

7 Haziran 2012 Perşembe

Seni Unutmak...

Saçların ne siyah, nede sarı
Hardal desem,
İncecik keser dudağı
Beni kan tutar aşk nasıl tutarsa
Kimsenin hiç ummadığı bir anda
Seni unutmak beni öldürür

Eylülü seversen hala
Saçlarında yağmur varsa
Çağırsan mutlak gelirim

Sustuğunda hatıralar
Konuşur gibisin girdaplaşan boşluğa
Ve inatla uzanmak ellerine
Bırakıp gittiğin uçurumlarda…

Her yağmur yağışında
Eylülün her gelişinde
Soluksuz akıp gidende ben varım
Tereddütsüz düş arkama

Eylülü seversen hala
Saçlarında yağmur varsa
Bir Allah nasıl haksa
Seni unutmak beni öldürür…

Bilirim
Sedefli toprak ve yağmur kokuludur saçların.

6 Haziran 2012 Çarşamba

Gülümserken...

Vakit daraldı! Yokluğun sığmıyor ufuklara
Gömüyorum seni bir ceset niyetine asırlara
Bunu nasıl yapıyorsun nasıl yapıyorsun
Güneşi söndüren yıldızlar gibi heyecanla
Karanlığıma düşen bir meşale oluyorsun
Aşk ile gülümsüyorsun açtığım mezarlara
Ve ben bırakıyorum kendimi yalınayak
Gölgende taşıdığın uçurumlara…

Sezai Karakoç "Mona Roza"

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...
 
 
Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor
MonaSaat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller
 

5 Haziran 2012 Salı

Fikret Kızılok "Gönül"

Yine akşam oldu
Gün boyu O'nu bekledin
Gelmeyeceğini bilerek...
Ey gönül;
Haydi kalk gidelim
Yarın yine güneş doğacak...

4 Haziran 2012 Pazartesi

Despina Vandi "Thelo Na Se Do"

Bir kadın ne kadar içten söyler şarkıları?.. ben biraz da bu yüzden seviyorum Despina Vandi'yi...

Sarkaç

Bir sarkacın ucunda aklım
Bir yanında adın
Diğer yanı hiçliğe vurur
Kim bilir bu sarkaç;
Hangi vakit nerde durur
Ya bir boşluğu doldurur
Ya da bir hiçliğe savrulur…

Seni Hala Seviyorum...

Kıtasından kopmuş bir aysberg gibi
Sürükleniyorum ardın sıra
Ve biliyorum sonumu…
Söylediğim her duygu oracıkta ölüyor.
Seni hala seviyorum.

Güneş yükselip ufka değdikçe
Bir damla daha karışıyorum yokluğa.
Sana bir adım daha yaklaşıyorum.
Ve biliyorum sonumu…
İtiraf ettiğim her şey önümden geçiyor.
Seni hala seviyorum.

Kaç çiçek ismi ile çağırabilirim ki seni
Ektiğim güller kuruyor, kuruyacaklar
Ve biliyorum sonumu…
Toprağa serptiğim nedensiz kayboluyor.
Aklımı yetiremiyorum ben buna
Seni hala seviyorum.

Tezat...

Kanat yapmışlar sana çocuk
Biri sağ, diğeri sol omzuna
Melek yapacaklarmış seni
Uçuracaklarmış...

3 Haziran 2012 Pazar

Meryem Ana ve İsa



Rönesans dönemi sanatkârı olan Michelangelo ilk ve en ünlü eseri olan çocuk Kral Davut heykelini yaptığında henüz 26 yaşındadır. Bu büyük ustanın en önemli özelliği insana ait olan birçok duyguyu mermer bir çehreye nakşedebilmesidir. Tur-u Sina’dan dönen ve kavmini eski töreleri üzere görmesi sonucu dehşete kapılan Musa’nın heykelini yapmış ve karşısında öylece duran heykele sitem edip Konuş Ey Musa diyerek çekicini fırlatmıştır.
Hele bir Pieta’sı var ki, bir piskoposun mezarı için sipariş edilmiş eserin betimlemesinde İsa’nın çarmıha gerilmiş bedeni yere indirildikten sonra annesinin kollarında cansız yatarken...

Esere bir ikon olarak değil de “İnsan” temelinde dikkatlice bakıldığında Meryem Ana’nın “o an” oğluna duyduğu bütün duygu yoğunluğu mermer çehreden kalbimize doğru bir ırmak gibi akmaktadır.
İsa’nın yüzü net değil fakat Meryem Ana figürüne modellik yapan simayı biliyorum sanki… Bir taşın bile günümüz insanlarından daha sevgiyle/şefkatle bakabildiğini görmek gönlümü acıtıyor doğrusu… Ve ne yazık ki sanatsal kimlikler gerçeğinden daha samimi/dürüst… ah pieta… “Gözlerinin Meryem hali gerçek yurdumdur.” dizelerinin sahibi Ah Muhsin Ünlü’de, “Makyajı akıyor farkının herkesleşiyorsun” diyen Özdemir Asaf'da ve“Sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık” diyen Attila İlhan’da bu gerçeği farketmiş olmalı...

Fikir Çilesi...

Kaybettikçe kendimi önce yön duygumu yitirdim. Sonra kimliğimi düşürdüm. Kandil lambasındaki katran bitmeden fitili bitmiş bir halde kıvılcım oldum ilkin, ateş yumağına dönüştüm. Sonra bir rüzgar alev saldı ışığın kanadında alev içinde alev yakıldım Mecusi ateşlerde. Telaşsız zamanlarda bin yıllar devam etti işkencem. Sonra vahşi toynaklılar tarafından nemrut ateşlere tutuldu yüreğim. Sen geldikçe aklıma bir serinliktir çöker içime Birden bire gökyüzünde rahmet damlaları katreler halinde doldular azade bir biçimde kafatasıma kırlangıç sürüsü ufka doğru dümen kırmışken güneş ışığına eğik tutulan aynalar alaca karanlığıma kendi adedince patlamaya hazır helyum bombaları düşürdüler. Sen geldikçe aklıma bir şimşek saplandı kalbime düşürmedim seni yinede…
Sancısı geçmiş ve battaniyesi üzerinden alınmış bir bahar mevsiminde uyanmış tüm ırmaklar ağaçlar çiçekle bezenmiş bir haykırışa dönmüş tabiat yekdiğerinden bağımsız türlü melodiler içlerinden geçmiş gözlerinde mavinin imgesi bol bütün tonları bir duaya durmuş soyut kavramlar ressamının elinde…

Gönül

Kırılmış sesin sönmüş ışığın gönül
Hani aynalardaki o eski tebessümün
Kaçmış uykun uyanmış düşün gönül
O sevdiğin mavisi nerde gökyüzünün

İnişler bitmiş yokuş yukarı yolun gönül
Çağrına cevap vermiyor tanıdık sesler
Öncekiler gibi olmayacak sonun gönül
Pişman bir ah çektikçe gelmiyor nefesler

Sana Benzerken...

Bu şehirde senden kaç tane var
Yoksa herkesi sen mi sanıyorum…
Tramvay geçiyor cadde ortasından
Penceresinde yüzünü görüyorum
Bir vapur kopuyor iskelesinden
Çıpasına tutunmuş sımsıkı ellerinin
Köpük köpük koşuyorum peşinden…
Sönüyor lambaları bir bir şehrimin
Sen diyorum;
Başka bir şey gelmiyor aklıma…

Bu şehirde senden kaç tane var
Yoksa herkesi sen mi sanıyorum
Mecusi ayinlerine ateş topluyorsun
Kalabalıklar arasında yalnızlığımsın
Sokaklarda elimden tutan 
Ambulans sirenlerine yol veren araçlar
Hangi durağa koşsam,
Sen çıkıp gelmiyor musun 
Tanıdık çocuk gözlerinle
O sıcacık elma şekeri gülüşünle
Bu şehri sana benzetiyorum
Başka bir şey gelmiyor aklıma...

Leylasız Aşklar...

Ben seni böyle severken…
Biliyordum kırılacaktı dallarım
Sokağında ahlaksız çocuklar
aşkımı yağmalayacaklar
Ben seni böyle severken…

Ben seni böyle severken…
Biliyordum çekip gidecektin
İstasyonlara randevu verecek
Gelmeyecektin...
Ben seni böyle severken…
Biliyordum leylasız kalacaktı aşklar

Aşk ve Sen

Aşk;
Kalbimin dizemini bozarak,
Parmak uçlarıma doğru koşan
Ve kendini boşluğa bırakan
Bir nabız tanesi...
Ve sen; 
Nabzımın süvarisi
Sürdün yurdumdan beni...