Öykü Vakti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öykü Vakti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2012 Cuma

Güneş Batarken Kuşlar...


Gecenin ayazı, çatısız aşiyanları sıvazlayıp geçince bir ürpertidir başlar can kafeslerinde. Bilirler ki; mevsim sonbahara dönmüş, rüzgar yuvalardan büyük büyük parçalar sökmeye başlamış gündüz ve gece tekinsiz bir hal almış ve vakit gelmiştir göçmen kuşlar için. Şafakla beraber başlarlar kanat çırpmaya.
 Bilirim bu hali, zorunlu veya gönüllü olsun hiç fark etmez bir endişe kabarır ve tekrar tekrar vurur poyraz gibi ,içlerindeki ummanın sahillerine. Bir şeyleri varsa onları alıp yanına, yoksa umudu takıp yarına. Bu yolculuğun rotası karşılaştıkları irili ufaklı kuş kümeleri ile birleştikten sonra yek vücut halinde verdikleri karara göre belirlenecektir. Bazıları ilk kez çıkmıştır bu yolculuğa bazıları ise son kez aynı amaç için kanat vururlar güneşin aydınlığına. Bilirler ki kanatlarından yayılan enerji azaldıkça hedefe biraz daha yaklaşmışlardır.
Her kanat vuruşta geride bırakılanlar tane tane dökülür hafifler yürekler. Mola yerlerinden bir daha havalanamamış yitip gitmiş onca yoldaş anılarda kalmış ve yüksek zirvelerin yamaçlarında toplanmış Tümülüs bulutlarının arasından sarı sıcak bir iklim tebessüm ederken kanatlarının altında toplanmış damlacıklar tatlı bir serinliğe bırakmıştır kendini. Bu yorgunluğun tadına ulaşmak için çırptığın kanat attığın nabız doldurmaz içindeki boşluğu. Kanatlarının altına sıcak havayı doldurup gökyüzünde süzülürken bir “asi ve mavi” son bakış takılır gözlerine.
Ne çok benzer göçmen kuşların hikayesi insanın hayatım dediği güncesine. Aynı hayat izlerinin bir iz düşümüdür sanki gökyüzünden yeryüzüne. Şiir defterime “aynı acıları içmiş göz bebeklerimiz seninle” yazalı daha dün gibi. Bir nazenin yaprak gibi rüzgara tutulmuş ve kaybolmuş hayatlar. Yüreğimde ağırlık oluşturan her hatıranın uyanışı bana yeni bir sancı katarken güneşin an be an benim için batışına nice canlar için ise doğuşuna şahit oluyorum. Bu yorgun cümleler rotatiflerde manşete taşınmak için değil ağırlığını taşıyamayan bir yüreğin yükünü hafifletmek için parmak uçlarının marifetiyle sayfalara çarptığı ve ayışığına tuttuğu dalgalardır. Gündüz güneşe geceleyin ise aya ve yıldızlara göre yönlerini tayin eden bu kuşlar ölümü göze alarak başladıkları yolculuğu gökyüzünde izlenesi görüntüler ve okunası kompozisyonlarla tamamlar.

26 Haziran 2012 Salı

Hayalperest Kadın...

Her zaman ki gibi mesai bitimine yakın son bir etrafına göz attıktan sonra masasının üzerini topladı. Yarın yapacağı işleri bir not kağıdına önem sırasına göre yazdıktan sonra kırmızı paltosunu giyindi siyah çantasını koluna taktığında kişisel internet sitesine son bir göz atıp paylaştığı görüntünün çalışıp çalışmadığına baktı. İçinden hayatındaki kişilere yine güzel bir paylaşım ile hem hayat dersi verdiğini kendi adına da ne kadar zeki ve zevkli bir hatun olduğunu düşünerek merdivenleri sadece kendine güveni tam insanlara has bir edayla inmeye başladı.

Dış kapıdan çıkarken turnike önünde bekleyen insanlara hızlıca bir göz gezdirdikten sonra kadraja giren görüntüyü kurslarda öğrendiği teknikle hafızasına kaydedip yazacağı yazılarda az önce çektiği fotoğrafı bir eskiz çalışması olarak kullanacak ve hayal gücünün tesiriyle muazzam ölçütte bir kompozisyona dönüştürecek olmanın verdiği hazzı yaşamaktaydı.

iki yanı çınarlarla kuşatılmış uzun bir yolda yetiştirdiği çiçeklere şefkatle bakan ve geçen ay evlendiği kocasına durumlarını anlatmak için heyecanlanan ev sahibesinin telaşlı adımları gibi bir hava katarak evinin yolunu tuttu.

Her zaman kullandığı yolun aksine karşı kaldırıma geçmek üzereyken yaya altgeçidine yöneldiği sırada birden karşısına çıkan ihtiyar adamın sesiyle irkildi. Neden bu kadar irkildiği hususunda hala bir fikri yoktu. Adam bir dilenci ve üstelik yaşlı iken gözlerinin bu kadar büyümesinin bir anlamı olmalıydı. Tereddüt içerisinde karşılaştığı bu olayın kendi hayatında neden bu kadar önemli olduğunu ofisten çıkmadan önce paylaştığı görüntüdeki hadiseye çok benzediğini fark ettiğinde kendisi ile paylaştığı görüntü arasındaki farkı da fark etmişti.

25 Haziran 2012 Pazartesi

Tabletler...

 
Ben adem; haddimi öğretti rabbim ve secde ile başladım ilkin, sonra isimlerin yüzlerini kazıdım kafatasımdaki kördüğümün sırrına… Kâinatın hangi galaksisinden düştüm bu sürgün coğrafyaya bilmem. Bildiğim fıtrat nakşına karşı işlediğim suçtur! Asıl faili benliğime nakşedilmiş ruh-u meçhuldür.

Eva suç ortağı yazılsa da kudret kaleminden dökülen mürekkep şahittir ki, göğüs kafesime hızla yüklenen bir kuş fark ettim ilk önce… Göğüs kafesimdeki kuşun sadece rabbinin yüz çevirmesinden korkarak “vahde-hu” nidalarıyla sabır salıncağında ötüşünü duyabiliyorum hala…

Ben-i adem zamanında, Epigrafların elinde çözülmez bir sırlı tablete dönüştüm ilkin, arkeologların elinde “öz ağzımdan kustum kafatasımı”...Çirkin bir yaratık olduğum konusunda hemfikirlerdi üstelik…

Bilgisayar destekli yüz naklini bulan o bilişimci ve toplum bilimci genç ve iyi kalpli kız, bana ilk yüz naklini yapana kadar…Sonra herkes kendi maskesini denemeye karar verdi benim kafatasımda…
Elbette herkes terk edip gidecek bir gün, yıldızlar bir bir dökülmeye başladığında, gecenin ve gündüzün rengi karıştığında ben şahadet ederim ki şah damarımdan daha yakınımdadır rabbim kıyam vakti yaklaştığında ve her daim göğüs kafesimdeki kuşun “vahde-hu” nidalarıyla sabır örsüne sabırsızca vurduğunu duyabiliyorum hala… ben adem yani insan, her tabiat olayına hazırladım kendimi bu yüzden…

3 Haziran 2012 Pazar

Fikir Çilesi...

Kaybettikçe kendimi önce yön duygumu yitirdim. Sonra kimliğimi düşürdüm. Kandil lambasındaki katran bitmeden fitili bitmiş bir halde kıvılcım oldum ilkin, ateş yumağına dönüştüm. Sonra bir rüzgar alev saldı ışığın kanadında alev içinde alev yakıldım Mecusi ateşlerde. Telaşsız zamanlarda bin yıllar devam etti işkencem. Sonra vahşi toynaklılar tarafından nemrut ateşlere tutuldu yüreğim. Sen geldikçe aklıma bir serinliktir çöker içime Birden bire gökyüzünde rahmet damlaları katreler halinde doldular azade bir biçimde kafatasıma kırlangıç sürüsü ufka doğru dümen kırmışken güneş ışığına eğik tutulan aynalar alaca karanlığıma kendi adedince patlamaya hazır helyum bombaları düşürdüler. Sen geldikçe aklıma bir şimşek saplandı kalbime düşürmedim seni yinede…
Sancısı geçmiş ve battaniyesi üzerinden alınmış bir bahar mevsiminde uyanmış tüm ırmaklar ağaçlar çiçekle bezenmiş bir haykırışa dönmüş tabiat yekdiğerinden bağımsız türlü melodiler içlerinden geçmiş gözlerinde mavinin imgesi bol bütün tonları bir duaya durmuş soyut kavramlar ressamının elinde…